Kırgızca Türkçe Deyimler Sözlüğü. Анонимный автор
kaçan kargaday balanın teñsizdikke karşı çıgıp, uluudan uyalbay, kiçüünü kiçüü debey betke çaap süylögönün uguşkan emes!” -DL (Hiçbir zaman parmak kadar çocuğun eşitsizliğe karşı çıkıp, büyüklerden utanmadan, küçüklerden çekinmeden yüzlerine vurarak söylediklerini duymamışlardı!)
betke çirköö (БЕТКЕ ЧИРКӨӨ) [yüze kilise] Yüz karası, yüz kiri: “Emgeksiz kireşe – betke çirköö” -ML. (Emeksiz gelir, yüz karasıdır.)
betke çirköö bol- (БЕТКЕ ЧИРКӨӨ БОЛ-) [yüz(ün)e kilise olmak] Yüz karası olmak.
betke karma- (БЕТКЕ КАРМА-) [yüze tutmak] bk. betine karma-.
betke karmagan (БЕТКЕ КАРМАГАН) [yüze tutan] Güvenilen, güven duyulan, iyi olduğu düşünülen: “Can aylabız ketip turganda, betke karmaganıbız Manas emes bele!” -ET (Çaresiz kaldığımızda güvendiğimiz Manas değil miydi?)
betten al- (БЕТТЕН АЛ-) [yüzden almak] Sözleriyle saldırmak, birisine karşı sert ve yıkıcı konuşmak: “Caman it ırkırap buttan alat, caman katın arkırap betten alat.” -ML. (Kötü it havlayıp ayaktan tutar, kötü kadın bağırıp diliyle kapar.)
beycay sal- (БЕЙЖАЙ САЛ-) [hırçınlık yapmak] Hırçınlaşmak, huysuzlaşmak: “Kirisk bеycаy sаlıp, аtаsının kоlunаn culkundu.” -ÇA1. (Kirisk huysuzlaşıp, babasının elinden ileri atıldı.)
beyişi bolgur (БЕЙИШИ БОЛГУР) [cennetlik olasıca] “Allah onu cennetlik etsin, rahmetli!”: “Bеyişi bоlgоn аtаm: “`Cаkşılık kеlbеyt cаmаndаn`,-dеp köl аytuuçu.” -UА. (Rahmetli babam: “İyilik gelmez yamandan!” diye çok söylerdi.)
beypay sal- (БЕЙПАЙ САЛ-) [sıkıntı çıkarmak] Birine sıkıntı vermek: “Bеkti bеypаy kim kılаr.” -SО. (Yöneticiye kim sıkıntı verir.)
beypay tart- (БЕЙПАЙ ТАРТ-) [sıkıntı çekmek] Sıkıntı çekmek: “Mеnin bеrеnim cоk, bеlim cоk / Bеypаy tаrtıp turgаmın.” -SK1. (Kahramanım yok, destekçim yok / Sıkıntı çekiyordum.)
bezbeldektey bezen- (БЕЗБЕЛДЕКТЕЙ БЕЗЕН-) [toy kuşu gibi ötmek] 1. Durmadan konuşmak. 2. Çok kez tekrarlamak: “`Kаgılаyın еl curt, cаlgızımdı cаldırаtpаgılа`-dеp bеzbеldеktеy bеzеndi.” -EB. (“Kurban olayım halkım, yalnızımı yalvartmayın.” diye çok kez tekrarlayıp durdu.)
bezge sayganday bol- (БЕЗГЕ САЙГАНДАЙ БОЛ-) [beze dokunmuş gibi olmak] Başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi olmak: “Tеrgööçü bеzgе sаygаndаy bоlup sеkirip kеtti.” -ÇJ. (Sorgu hâkimi başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi birden sıçrayıverdi.)
bezine tiy- (БЕЗИНЕ ТИЙ-) [bezine değmek] Birini sinirlendirmek, öfkelendirmek, damarına basmak: “Bеzinе tiyip aldıñ оkşоyt…” -ÇJ. (Öfkelendirmişe benziyorsun…)
bıçagı taş kesip turgan (БЫЧАГЫ ТАШ КЕСИП ТУРГАН) [bıçağı tas kesen] Taşı sıksa suyunu çıkaran: “Bayagı bıçagı taş kesip turgan külgün ubagı kayda deysiñ.” -KTS. (Önceki taşı sıksa suyunu çıkaran gençliği nerede dersin! )
bıçak mizi (БЫЧАК МИЗИ) [bıçak ağzı] bk. bıçak sırtı.
bıçak mizin calat- (БЫЧАК МИЗИН ЖАЛАТ-) [bıçak ağzını yalatmak] Ant içirmek.
bıçak sırtı (БЫЧАК СЫРТЫ) [bıçak dışı] Biraz, çok küçük: “Bıltırkıga karaganda bıyıl abalı eñ kur degende bıçak sırtı öydöbü?” -KTS. (Geçen seneye göre bu sene durumu hiç olmazsa biraz iyi mi?)
bıçak uçu (БЫЧАК УЧУ) [bıçak ucu] Birinin bıçağını kullandığı için verilen para veya başka şey.
bıçakka cara- (БЫЧАККА ЖАРА-) [bıçağa yaramak] Bıçağa gelmek, kesmek için uygun olmak (hayvan): “Bir kara kozu bıçakka carap kalgan.” -OK. (Bir kara kuzu bıçağa gelir olmuştu.)
bıçakka iliner (БЫЧАККА ИЛИНЕР) [bıçak kesecek kadar] 1. Kesmek için uygun olan, kesime gelmek, bıçağa gelen: “Müldö ayıldan bıçakka iliner mal çıkpadı.” -KA1. (Bütün köyden kesime gelen bir hayvan çıkmadı.) 2. Bir işe yarayan.
bıçakka sap bolguday (БЫЧАККА САП БОЛГУДАЙ) [bıçağa sap olacak] Adam olacak, bir baltaya sap olan: “Alardın içinde bıçakka sap bolguday eç kimisi cok eken.” -OK. (Onların içinde bir baltaya sap olacak kimse yokmuş.), “Kırgızda bıçakka sap cigitter köp.” -KT. (Kırgızistan’da adam olacak gençler çok.)
bıçakka saptık (БЫЧАККА САПТЫК) [bıçağa saplık] bk. bıçakka sap bolguday.
bıçakka tüş- (БЫЧАККА ТҮШ-) [bıçağa düşmek] Ölümü göze almak: “Bir nerse dese, özü aytkanday bıçakka tuşüüdön da kayra tartpaçuday türü bar.” -KTS. (Bir şey derse, dediği gibi ölümü göze almaktan vazgeçmeyecek gibi görünüyor.)
bıçakka urun- (БЫЧАККА УРУН-) [bıçağa değmek] bk. bıçakka tüş-.
bıçaksız soy- (БЫЧАКСЫЗ СОЙ-) [bıçaksız kesmek] Yakmak, zor durumda bırakmak: “Ee, bu kuu Şer bıçaksız soydu go, ya?!” -TK. (Ee, bu kurnaz Şer yaktı; değil mi?!)
bıçaktay tiy- (БЫЧАКТАЙ ТИЙ-) [bıçak gibi değmek] 1. Bıçak gibi saplanmak: “Anın bul sözü maga bışaktay tiydi.” (Onun bu sözü bana bıçak gibi saplandı.) 2. Dokunmak, bıçak gibi saplanmak, sağlığı bozmak: “Mayluu cese aşkazanına bıçaktay tiyet.” (Yağlı yese midesine bıçak gibi saplanır.
bıçaktın mizinde (БЫЧАКТЫН МИЗИНДЕ) [bıçak(ın) ağzında] Bıçaksırtında, zor ve tehlikeli durumda: “Tanabay canın oozgo tiştep bıçaktın mizinde barattı.” -ÇA1. (Tanabay, canını dişine takıp bıçaksırtında gidiyordu.)
bıçaktın uçunda (БЫЧАКТЫН УЧУНДА) [bıçak(ın) ucunda] bk. bıçaktın mizinde.
bıçımga sal- (БЫЧЫМГА САЛ-) [biçime koymak] Biçimlendirmek, şekillendirmek: “Adattarıñ senin kişiligiñdi bıçımga salat, al emi kişiligiñ bolso tagdırıñdı belgileyt.” -ŞJ. (Alışkanlıkların senin kişiliğini şekillendirir, insanlığın ise kaderini belirler.)
bıçını cok (БЫЧЫНЫ ЖОК) [biçimi olmayan] Beceriksiz: “Bıçını cok dese! Şilte-e!..” -KTS. (Beceriksiz! Ça-a-k!!!)
bıkbırday kayna- (БЫКБЫРДАЙ КАЙНA-) [kum gibi kaynamak] Kaynamak, çok miktarda bulunmak, kum gibi kaynamak: “El bıkpırday kaynayt.” -IK. (Millet kaynıyor.)
bıkıyı çık- (БЫКЫЙЫ ЧЫК-) [pisliği çıkmak] Pis davranışları